Café Alaturka´da bu yaz 2010 FIFA Dünya Futbol Kupası’nı
konuştuktan sonra simdi de biraz "basketbol" diyoruz. Spor
dünyasının gözü, bu günlerde Türkiye'de; çünkü İstanbul, Ankara,
İzmir ve Kayseri, Dünya Basketbol Şampiyonası'na ev sahipliği
yapıyor. İlk defa bu kadar büyük bir spor organizasyonunu üstlenen
ülkede, basketbol şöleni yaşanıyor. "12 Dev Adam" sloganı dillerden
düşmedigi gibi Türk Milli Takımı'nın şimdiye kadarki performansı da
bu coşkuyu perçinliyor.
Peki ya biz Almanyalı Türkler, basketbola ve Türkiye'deki Dünya
Sampiyonası'na ne kadar ilgi gösteriyoruz? Her atılan basket ile
"hop oturup hop" kalkıyor muyuz yoksa aklımız fikrimiz sadece
futbolda mı? Almanya'daki Türk gençlerinin basketbol ile araları
nasıl? Peki Dünya Şampiyonu sizce kim olacak? Bu Pazar saat
16:00-18.00 arasında Café Alaturka'yı arayιn; sohbet edelim! Bizi
arayanlar sürpriz hediyemizi de kazanabilir. Ücretsiz telefonumuz
0800 5678 774.
Arayın, sohbet edelim
Café Alaturka Pazar günü saat 16:05 ile 18:00 arası sizi
bekliyor.
Café Alaturka'ya katılmak için 0800 5678 774
numaralı ücretsiz hattımızı aramanız yeterli.
E-Mail yoluyla da bize ulaşabilirsiniz:
alaturka@wdr.de
İletişim Elektronik posta adresimiz alaturka@wdr.de
Yaşamak güzel, yaşatmak da…
Yayın Tarihi: 29 Ağustos 2010 - Sunan: Evren Şekerci
Sosyal demokrat politikacı Frank Walter Steinmeier'in bir
böbreğini eşine vereceği haberi, organ bağışı konusunu gündeme
getirdi bir kez daha. Steinmeier'in eşi kadar şanslı olmayan
binlerce insanın hergün yaşadığı bu beklentiye yanıt vermek neden
bu kadar zor? Böbrek, kalp, ilik, karaciğer gibi organların
nakledilmesi tıp dünyası için artık bir rutin, ancak gerekli oranda
bağışçı bulunamıyor.
Organ bağışı neden gerektiği kadar yaygınlaşmıyor? Kaybedilen bir
yaşamdan, başka bir yaşamın sürmesi için yararlanmak mümkünken,
insanlar bağışta bulunmaktan neden çekiniyor? Ölen oğlunun
organlarını bağışlayan bir anne bu kararından pişmanlık mı duyuyor,
yoksa gurur ve mutluluk mu?
Sarrazin açıklamalarıyla gündemden düşmüyor
Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi SPD'li Thilo Sarrazin'in yeni
açıklamaları Almanya'ın gündemini yoğun biçimde meşgul etmeye devam
ediyor. Sarrazin'in ırkçı ve yabancı düşmanı olarak nitelenen
tezlerini dile getirdiği "Almanya kendini yok ediyor" adlı kitabı
30 Ağustos'ta piyasaya çıkacak, ama şimdiden verilen siparişlerle
satış listelerinde birinci sıraya oturdu bile. Erhan Merttürk'ün
haberi.
Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2010 - Sunan: Evren Şekerci
Bir otelden yer ayırtmadan önce tam olarak nerede olduğunu, ya
da tutmayı düsündüğünüz bir daireyi gidip görmeden konumunu
internetten görebilemek. Google'ın Street View uygulamasının
sunduğu bu imkanları en fazla Almanya'da yaşayan insanlar
kullanıyor.
Buna rağmen bu uygulamaya en yoğun tepkiler yine Almanya'dan
geliyor. Street View karşıtları internette kişisel verilerin kötüye
kullanılması ihtimalini eleştiriyorlar. Google, yıl sonunda
Almanya'daki 20 şehir için başlayacak uygulamaya karşı olanların
itirazlarını dikkate alacak ve yasal olarak zorunlu olmadığı halde
sözkonusu kişilerin evlerini tanınmaz hale getirecek.
Peki sizce özel hayat nerede başlıyor? Peki sizce özel hayat
nerede başlıyor? Ev duvarlarının arkasında mı, önünde mi? Kamuya
açık yerlerin fotoğraflanmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Google Street View uygulamasının sizin evinizi de görüntülemesine
itiraz edecek misiniz? Yoksa Almanya'da yürütülen tartışmalar
abartılı mı?
İlk kez somut olarak 2007 yılında Demokratik Toplum Kongresi’nin
toplantısında dillendirilen demokratik özerklik, 2 Ağustos’ta
Diyarbakır’da yapılan "Kürt Sorununda Muhataplık konusu ve
Demokratik Özerklik" konulu panelde Diyarbakır Büyükşehir Belediye
Başkanı Osman Baydemir tarafından yeniden gündeme getirildi.
Baydemir Özerk Kürdistan parlamentosu kurulmasını isterken, bir
hafta sonra Demokratik Toplum Kongresi'nin Olağan Genel Kurulunun
sonuç bildirgesinde "Özerk Kürdistan" talebinde bulunuldu.
Gazeteci, yazar Kürt aydını Ümit Fırat, PKK’nın tek taraflı ateşkes
ilan etmesinin de ardında özerklik çabalarını görüyor.
Ramazan ayınız mübarek olsun sevgili Alaturkacılar! Almanya'da
yaklaşık üçbuçuk milyon müslüman yaşıyor ve Ramazan ayını da
çogunlukla burada geçiriyor. Aslında Almanya'da bu dönemi yaşamak
pek de zor sayılmaz. Büyük şehirlerde Türklerin ve göçmenlerin
yoğun olarak yaşadıkları semtlerde islami koşullara göre her şeyi
bulmak mümkün. Marketinden kasabına, fırınından tatlıcısına kadar
iftar sofrası için ne gerekiyorsa hazır. İbadet için de bir çok
camii müminleri bekliyor. Bu Pazar Café Alaturka'da sizin
Ramazanınızı ve Almanların Ramazan'a bakış açılarını
konuşacağız.
Almanya'da Türkiye kökenli gençler meslek eğitim yeri bulmakta
Alman yaşıtlarına göre daha çok zorlanıyor. Diğer yandan, birçok
işveren meslek egitimi verecek öğrenci bulamıyor. Araştırmalar
Almanya'da 350 meslek dalı olmasına rağmen Türk öğrencilerin daha
çok belli başlı on mesleğe yöneldiklerini gösteriyor. Türkiye
kökenli geçlerin meslek eğitimi olanaklarından daha fazla
yararlanabilmesi için T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile
Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Çalışma Sağlık ve Sosyal İşler
Bakanliğı ortak bir proje başlattı. "Gelecek İçin Meslek Egitimi -
Zukunft durch Ausbildung" başlıklı projeyi sivil toplum kuruluşları
da destekliyor. Bu Pazar Cafe Alaturka'da bu proje hakkında
uzmanlardan bilgi alacak "Nasıl kendime uygun bir meslek eğitim
yeri bulurum?" sorusuna yanıt arayacağız.
Projeye destek veren kuruluşlardan ATİAD'ın KRV Meslek Seçimi
Destek ve Koordinasyon Merkezi Proje Yöneticisi Alp Türkmen,
Leverkusen Çalışma Ajansı’ndan Danışman Hasan Klauser ve Öğretmen
Cem Smets-Kılıç stüdyomuza konuk olacaklar. Sizler de yayına
telefonla katılarak uzmanlarımıza soru yöneltebilirsiniz.